Rekabet Enstitüsü, Türk şirketlerinin rekabetçi bir yapıya kavuşup zenginleşmelerini hedeflemektedir.

Rekabetçi olmak çoğu zaman başarılı olmakla karıştırılır ve insanlar gibi şirketlerin de başarılı olması için en önemli yolun “çok çalışmak” olduğu ifade edilir. Gerçekten de çok çalışmak insanları ve şirketleri başarılı kılabilir, ancak her zaman rekabetçi yapmaz. Öyle olsa idi Türkiye’deki çalışma saatlerine bakınca bir çok gelişmiş ülkeden fazla olmasına karşın ülkemiz halâ fakir kalmazdı! Diğer yandan Türkiye rekabetçilik endeksinde bir türlü ilk elliye giremiyor senelerdir.

Bizler, Türk insanının, Türk şirketlerinin ve Türkiye’nin ancak rekabetçi olursa hak ettiği rahata, zenginliğe ve güce ulaşabileceğine inanıyoruz.

Rekabetçi olmak için çok şey yapmak ve bazı şeyleri de yapmamak gerekiyor.

Bize göre Rekabetçi olmak için en çok seslendirilen şey olan sadece Ar-Ge’ye yatırımı yapmak yetmez !

Devletin firmaları teşviğe boğması da rekabetçi yapmaz.

Bize göre Arçelik ve Vestel gibi markaların mutlaka inovasyon ve Ar-Ge yatırımı yapması gereklidir. Ancak devletin Ar-Ge yapması çok istisnai durumlar haricinde gereksiz ve verimsizdir. Zaten TUBITAK’ın Ar-Ge yaptığı ve çok rekabetçi ürün ve teknoloji geliştirdiğini kimse iddia edemez!

Bize göre Türkiye’de sadece sadece belirli birkaç sektörü stratejik olarak görüp onlara teşvik vermesinin, diğerlerini ihmal etmesinin yanlış bir yol olduğunu düşünüyoruz. Özellikle parasal teşvikler yerine düşük vergi politikaları ile lojistik, ulaştırma, turizm, imalat sanayinin her türlüsü ve hatta bankacılık sektörünün kendi kendine gelişebilecek ve dünyada söz sahibi olabilecek iddialı bir konuma gelebileceğine inanıyoruz.

Türk insanı ve Türk şirketleri sahip oldukları girişimci ve dinamik özellikleri, coğrafi konum avantajı ile birleştirmeli, inovasyon, Ar-Ge ve marka gibi geliştirmesi gerekli yönleri geliştirip rekabet etmelidir. Devlet ise ülkede özgürlükçü, adil ve yenilikçi bir ortam yaratmalı, başta vergiler olmak üzere devletin oluşturduğu maliyetleri düşürüp Türkiye coğrafyasını yatırım cenneti haline getirmelidir. Türk insanı ve dolayısı ile Türkiye bu temel hamleleri yaptığı taktirde hak ettiği saygın konuma erişebilecektir.

İnsanlar ve şirketler dünya ile rekabet edecek konuma gelmelidir. Bunun için her şey rekabet için olmalıdır.

Bir zamanlar Galileo “dünya yuvarlaktır” dediği için neredeyse canından oluyordu. O günlerde herkes dünyanın düz olduğuna inanıyordu. Galileo’dan yaklaşık 500 yıl sonra Thomas L. Friedman “dünya düzdür” diyor. İşin aslı her ikisi de doğru. Fiziksel olarak dünyanın yuvarlak olduğunu inkar eden varmıdır bilinmez. Ancak dünya son 20 yılda öyle bir hal aldı ki artık dünyanın fiziksel olarak yuvarlak olması bir şey ifade etmiyor. Thomas l. Friedman’nın küreselleşmenin etkilerinden bahsettiği “dünya düzdür” kitabı aslında rekabet şartlarının da değiştiğini ispat ediyor. 80’li yıllarda Türkiye’nin girdiği üretim hamlesi, 90’lı yıllarda kaliteye bıraktı. 90’lı yıllar ekonomik bakımdan kayıp yıllar olsa da Türk şirketlerinin “kalite” kavramı ile tanışması bakımından önemli idi. Öyle ki o yıllarda kaliteyi tutturan işini götürebiliyordu. 20002li yıllardan sonra şartlar değişti. Türkiye’de ekonomik bakımdan bir iyileşme gözüküyorken tüm dünyanın “baş belası” Çin malları piyasaları ele geçirdi. Gün geçmiyor ki bir üreticiden “Çin Malları İşimizi Mahvetti” gibi serzenişler duyulmasın. Çin malları sadece Türkiye’yi değil, tüm dünyayı etkilemektedir. Hatta Çin’den sonra bazı sektörlerde Hindistan, Kamboçya, Vietnam malları da yıkıcı bir etki yapıyor. Bu yıkıcı fırtınadan etkilenmeyen de var. Avrupa’da her ne kadar ekonomik durgunluk olsa da Almanya uzun yıllardır dünya ihracaat şampiyonluğunu elinde tutuyor. Şu anda Almanya Avrupa’nın en güçlü ekonomisine sahip ve lokomotif görevi görüyor. Amerika’da bir kriz yaşansa da dünyanın en büyük ekonomisine sahip ve artık Amerika üretime dönüyor. Japonya ise dünyada patent şampiyonluğunu elinde tutuyor ve teknolojide iddialı biçimde lider. Güney Kore ise Japonya’yı takip ediyor. Ya şirketlere ne demeli! Microsoft kasasında milyarlarca dolar tutuyor. Apple en son I-Phone modelini çıkardığında bir haftada 500 milyon dolar ciro yaptı. Samsung, LG, IKEA, Google, Facebook hakeza farklı değil. Nedir bu firmaları rekabetçe üstün yapan? Bir çok sebep var. Ama en önemli gerekçe kuşkusuz “katma değer üretmek”! Normal mal ve hizmet üretiminin yanında katma değer üretmenin en temel şartı yenilikçi ürünler geliştirmek, markalaşmak ve bu değerleri yerel ve uluslararası kanunlar ile koruma altına almak ile mümkündür. Rekabetçi olmanın önde gelen unsurları olan bu şartlar ülkeden ülkeye, şirketten şirkete ve hatta kişiden kişiye değişkenlik gösteriyor. Rekabet, herkes için önemli artık. Ayakta kalmak , ilerlemek ve başarılı olmak için kişiler, şirket ve ülkeler rekabetçi yanlarını ortaya koyup var güçleri ile çalışmalıdırlar.

Rekabet Enstitüsü, Türk şirketlerinin katma değerli mal, hizmet ve bilgi üretebilmeleri bunlarla uluslararası arenada rekabetçi olmaları için çaba gösteren bir platformdur. Bizler, Türk iş çevrelerinin katma değerli mal, hizmet ve bilgi üretebilmelerinin en etkili yolunun başta inovasyon, Ar-Ge, patent ve marka olmak üzere onların dünyadaki rakiplerine göre rekabet üstünlüğü yaratacak enstrümanları çok iyi kavrayıp etkili bir şekilde kullanmalarına bağlı olduğunu düşünüyoruz. Bunlarla birlikte rekabet gücünü etkileyen diğer stratejik noktaların da geliştirilmesi gereklidir. Firmaların rekabet üstünlüğü bir çok etkene bağlıdır. İşçilik maliyetleri, kur politikaları, finans maliyetleri, enerji maliyetleri gibi genel ekonomiyi ilgilendiren çevresel etkenler olduğu gibi, firma düzeyinde kullanılan insan kaynakları politikaları, kalite, lojistik yönetimi, satış ve etkili yönetim araçlarını etkin olarak kullanmak ile mümkündür. Ancak bir sorun var ki kalite, insan kaynakları, etkili yönetim vb gibi araçlar her ne kadar rekabet gücünü etkileyen faktörler olsa da bu unsurları Türk şirketlerinin rakipleri de kullanmaktadır. Kimse iddia edemez ki Çin sadece kalitesiz üretim yapıyor! Çin sanayisi uzaya Amerika ve Eski Sovyetler Birliğinden sonra adam yollayacak kadar teknolojiye sahiptir ve kalite standartlarını bizden iyi uygulamaktadır. Yani demek istediğimiz şey Türk şirketlerinin global arenada rekabet üstünlüğü elde etmesinin en önemli yolu herkesin kolay kolay yapamadığı şeyleri, yani yenilikçi ürünleri ve patentli teknolojileri geliştirmek, bu geliştirilen değerleri etkin marka stratejileri ile hak ettiği kârlı fiyatlarla satmak yapmaktır. Rekabet Enstitüsünin temel amacı Türk insanında ve Türkiye’deki firmalarda farkındalık yaratmaktır. Bunun için Türk firmalarının rekabet üstünlüğü elde etmesi için dünyada etkinliği kanıtlanmış metodolojilerin Türkiye’de yaygınlaştırılmasını amaçlamaktadır. Bu etkin metodolojiler ile Türk firmaları çok kısa zamanda ve çok daha düşük maliyetler ile rakiplerinin önüne geçebileceklerdir. KORDINAT İNOVASYON VE FİKRİ MÜLKİYET YÖNETİMİ tarafından kurulan Rekabet enstitüsü gerek yurt içinden, gerekse yurt dışından rekabet gücünü arttırıcı metodolojilere sahip kurum ve kişiler ile sıkı bir network ağı içindedir. Bu kapsamda çeşitli uygulamalı eğitimler, toplantılar ve raporlar hazırlamaktadır.