Üretim İle Kalkınmak Mı Yoksa Başka Bir Yol Mu Bulmak Gerekli

Genellikle politikacılardan duyulan bir kelimedir bu “üretim ile kalkınmak”.  Üretim ile kalkınmak mümkün mü? Yoksa farklı bir yol mu bulmak lazım !

Bence üretim ile kalkınmak elbette mümkün ve Türkiye’nin bu yolu kullanması lazım. Ama tek yol bu değil!

Bu sorunun yanıtı ipek yolunda saklı. Bir zamanlar rahmetli iş adamı Uzeyir Garih, Haçlı seferlerinin amacı ne idi diye konuşma yaptığı topluluğa sormuştu. Çoğu kişi “din savaşı” diye cevap verdi. O da , “Hayır, haçlı seferlerinin amacı ticaret yollarını ele geçirmekti” diye cevap verdi. Ticaret halen önemli ve halen üretim daha önemli. Ünlü bir ev aletleri markasının CEO’su yıllar önce bana bir ütü yapmanın Türkiye’de rantabıl olmadığını, maliyetli olduğunu ve bundan dolayı piyasada görülen bir ok marka ütünün üretim yerinin aslında Çin olduğunu söylemiştir. Çünkü Çin’de bir ütü, istenen kalitede, istenen modelde ve uygun fiyatlarda yapılabiliyordu.

Bu girişten sonra yine de Türkiye’de üretim yapmayı savunacağım. Ama ticareti daha ön plana alarak. Çünkü ticaret üretimden daha önemlidir. Daha doğrusu “bir malı satamazsanız onu üretmenin hiçbir anlamı olmadığı” düsturunu savunarak üretimin önemini ispat edeceğim.

Türkiye, 1950’li yıllarda başlayan demokratikleşme çabalarından sonra ve özellikle 1980’li bir üretimi, sanayiciliği ve bunu satmayı, yani ihracaatı öğrendi. Bu yıllardan sonra Türkiye’de özellikle Otomotiv yan sanayi ve tekstil sanayi gelişti. Bununla birlikte makine sanayi, inşaat yan sanayi, mobilya sanayi ve diğer sanayiler de gelişti. Türkiye’de şu anda birçok ürün yapılabiliyor. Birçok alanda sanayiciler çıktı ki bunlar uzun yıllar sektörde başını çeken Avrupalı sanayiciler ile rekabet ediyor. Tekstilde, makine sanayinde, ağaç sanayinde, otomotiv yan sanayinde ve kimya sanayinde çok sık görülmekle birlikte birçok sanayi dalında bu gururu verici bir tablo var. Ancak dünyada başka gelişmeler de var. Bizde üretim konusundaki bu gelişmeler varken başka ülkelerde de gelişmeler var. Örneğin Çin’de uzay sanayi dahil her sanayi de üretim var ve beğenmediğimiz “taklitçi Çinliler” aya uzay aracı gönderdi. Hintliler büyüdü ve Jaguar’ı satın aldı, bir zamanlar adına RAMBO filmlerinin çekildiği Vietnamlılar tekstilde bayağı dikkat çekmeye başladı. Bangladeş, Pakistan, Mısır ve Kuzey Afrika ülkeleri de boş durmuyor. Dünyada bu gelişmeler olurken, bizler son 30-40 yılda üretimde büyük bir ilerleme kaydetmişken artık Türkiye’de “üretimin cazip olmadığı” konuşuluyor. Birçok üretici ya ticarete ya gayrimenkule ya da başka alanlara veya yurt dışına yöneliyor. Neden?

Türkiye’de üretim maliyetleri son 20 yılda epey arttı. Bunun sebeplerinden en önemlileri  Türkiye’nin kalkınması ile birlikte genel olarak yükselen işçilik maliyetleri, Yükselene enerji maliyetleri, yükselen vergiler ve finans maliyetleri, yani faizlerin yüksekliği olarak . Bu yükselene maliyetler zincirleme olarak başka maliyetleri de arttırmaktadır. Örneğin petrol, araç ve işçilik maliyetlerine bunların vergileri de eklenince lojistik maliyetleri de yükselmektedir. Buna rağmen Türkiye’de yine Avrupa’dan daha ucuz bir üretim mümkün olabilmektedir. Ancak yüksek miktarlardaki üretimde Çin ile rekabet etmek mümkün değildir. Bunun sebebi en azından işçilik ve vergi maliyetlerinde Çin ile yarışmak mümkün değildir. Gerek te yoktur. Çünkü bizim işçimiz Çin’deki bir işçi ile değil Avrupalı bir işçi ile kıyaslanmak istemektedir.  

Bizim önerimiz Türkiye eğer üretim ile kalkınacaksa sadece üretime dayalı bir strateji değil Üretim ile eş güdümlü olarak Lojistik, Finans ve vergilerin düşüklüğüne dayalı bir strateji izlemelidir. Yani Türkiye, bölgenin coğrafi merkezi, hatta dünyanın coğrafi merkezi sayılabilecek iken lojistik üsttü olmaması büyük bir eksikliktir. Lojistik üsttü olmak için gerekirse lojistikteki vergiler çok aşağılara düşürülmeli, hatta sıfırlanmalıdır. Lojistikteki vergilerin düşürülmesi lojistik maliyetlerini düşürecek ve Çevre ülkelerin ve globalde uzak bölgedeki ülkelerin de lojistik üssü olabilir. Böyle bir tercih Türkiye’yi aynı zamanda bir yatırım üssü haline getirecektir. Öncelikle taşımacılık ve depolama hizmetlerinin Türkiye kayması, sonrasında montaj ve üretimi de Türkiye’ye kaydıracaktır. İşte burada enerji maliyetleri yenilenebilir enerji ve nükleer enerji ile ucuzlatılabilir. İşçilik maliyetleri ise işçilerin maaşlarından değil işçilik üzerindeki vergilerin azaltılması ile düşürülecektir. Türkiye’de gelir vergisi %20 olmasına karşın dolaylı vergiler ve stopaj gibi vergiler ile vergi oranları %50’nin üzerindedir. Bu da uluslararası yatırımcıları cezbetmemektedir. Gerek yerli üreticiyi rahatlamak gerekse uluslararası yatırımcıları çekmek için vergi oranlarının %20’nin altına düşürülmesi gereklidir. Unutulmamalıdır ki İrlanda gelir vergisini %13’e çekerek Apple gibi birçok büyük şirketi de bu ülkeye çekmiştir. Hatta Avrupa birliği ülkeleri bu durumdan rahatsız olduklarından İrlanda’yı şikayet etsek de kâr İrlanda’da kalmıştır.  Son olarak, lojistiğin, işçiliğin ve vergilerin maliyetinin düşürülmesinden sonra en önemli şey paranın ülkeye çekilmesi ki bunun da tek yolu güven ve faizleri düşüren politikalardır. Faizlerin düşürülmesi tamamıyla bir devlet politikası olup liberal ekonomi ile mümkündür. Güvenin arttırılması ve Lüksemburg’taki gibi para üzerindeki vergilerin düşürülmesi ülkeye parası olanların gelmesine ve paranın yatırımlara aktarılmasına imkan verecektir.

Türkiye’deki son gelişmeler üretime olan cazibenin azalmasına sebep olmasına rağmen Türkiye üretimden vazgeçemez. Ancak üretimin artması, sadece üretimle değil, onunla ilgili olan sektörlerle ve genel devlet politikaları ile ilgilidir. Yukarıda sayılan işçilik, enerji, vergi ve para politikalarının iyi uygulanması ile üretim ile birlikte Türkiye’de lojistik, finans ve ticaretin her alanı da genişleyecektir. İşte bu tip gelişmeler olduktan sonra üreticinin odaklanması gereken şey katma değerli üretim olacaktır. Bunun için de Ar-Ge ve inovasyonla ürünlerine değer katmak ve markalaşmak en doğru yol olacaktır. Yoksa sanayicinin yüksek üretim, işçilik, vergi , finans ve taşımacılık maliyetleri ile İnovasyon ve Ar-Ge yapıp aynı zamanda rekabetçi olması beklenemez.