Kaddafi’nin Harvard’lı  Profesörler İle İmtihanı ve Rekabet Stratejisi!

Arap baharının kurbanları arasında yer alan Libya’nın eski lideri Kaddafi’yi bilmeyen yoktur. 1969 yılında  bir askeri darbe ile Libya’nın başına geçmiş ve ülkeyi 50 yıla yakın bir süre diktatörlükle yönetmiş biri idi. Ta ki 2010 yılında çıkan isyanlardan sonra kontrolü elinden kaçırdı ve acı bir şekilde katledilmesine kadar ülkeyi yönetti.

Kaddafi’yi herkes “dikdatörlüğü” ile hatırlar. Ama bir çok kişinin bilmediği, ölmeden bir süre önce Amerika’nın en iyi üniversitelerinden biri olan Harvard profesörleri ile olan iş ilişkisi! 2006 yılında Kaddafi ülkenin gittikçe kötüleşen durumu, halkına yaptığı zulümler  ve  terör ile olan bağlantı dedikodularına son vermek , ve tüm bunların yerine  batının gözünde iyi bir imaj elde etmek için Amerika Cambridge’teki danışmanlık firması Monitor Group ile anlaştı. Ünlü rekabet gurusu Prof. Michael E. Porter’in ve akradaşları Prof. Robert D. Putnam ve Prof. Josep S. Nye’nin başını çektiği danışmanlık şirketi  Kaddafi’yi kurtarmak için harekete geçti!  Özellikle Porter’in rekabet stratejileri konusundaki dünyaca ünü Libya’yı kurtaracaktı!

 

Gerek devletlerin, gerek şirketlerin ve gerekse insanların “Rekabet Stratejilerinin” iyi belirlemesi ve uygulaması halinde  rekabetçe üstün olması, yani ayakta kalması veya bundan ötesi hedeflerine ulaşması mümkündür. Yönetim konusunda Harvard Üniversitesinin ünü dünyada tartışılmaz! Harvard profesörlerinden Porterin rekabet stratejileri konusundaki kitapları iş okullarında ders kitabı olarak okutuluyor. Kendisinin her beyanatı “tartışmasız kabul görüyor”. Böyle bir kişinin liderliğinde yapılan bir danışmanlık kuşkusuz herkes tarafından kabul görecekti!  Özellikle Libyayı çiğnemeye hazırlanan Batılıları ikna etmek için bir çıkar yol olarak bunu gördü Kaddafi. Akıllıca bir yoldu da bu , bir nevi “Tamam arkadaş, pes ediyorum, sizin kurallarınızla oynayacağım, bunun için Sizin en ünlü adamınızı ülkeme çağırıp onun dediklerini dinleyeceğim” dedi.

2006-2008 arasına Porter ve ekibi Libyayı inceledi. Libyanın rekabet stratejisini belirlediler ! Libyanın demokratik atılımlarını ve bu atılımlar ile birlikte Libyanın kurtuluşu için belirlenen enerji, inşaat, turizm ve ticaret olarak stratejik sektörleri belirlendi ve bunlar için tavsiyelerde bulunuldu. Tüm bunlar batı medyasında ve Libyanın yeni kurulan lüks otellerinde parlatılarak anlatıldı. Gerçekten Kaddafinin ve Libya’nın imajı kurtulabilirdi. Ancak  Kaddafi , ne kadar da zalim olsa da hiçbir canlının hak etmediği bir şekilde öldürüldü. Bu tarihten sonra elbette ki Harvard profesörlerinin de imajı yerle bir oldu!

Biz , olayın politik yanı elbette çok yönlü ve asıl işimiz değil.  Rekabet stratejisi olarak Libyanın ve dolayısı ile Kaddafinin yaptığı ve kanaatimizce olması gerekenleri belirtmek isteriz. Şöyle ki;

Öncelikle Kaddafinin çıkış için batılı rekabet ustaları ile çalışması iyi bir stratejidir. Ancak Ancak bir zamanlar Abdülhamit Han’ın  yaptığı gibi onları dinlemeli, iş birliği yapmalı, ama her dediklerini yapmamalıydı. Sadece batılı değil, doğudan da yardım alabilirdi. Özellikle stratejik düşünebilen Çin ve İran’dan . Sanırım daha çok pratik düşünen biz Türkler’den akıl alması pek işe yaramazdı!

Diğer yandan sadece teorik ve söylemden hemen uygulamaya geçebilse idi belki siyasi olarak baskı altında kalmaz, kurtulabilirdi.

İş konusundaki belirlenen strateji doğru olmakla birlikte eksik olduğu kanaatindeyiz. Özgürlükler ve şeffaflığa ağırlık verip finans üzerinden vergi almayacağını ilan etse idi Arap baharından kaçan zenginleri ülkesine toplayabilirdi. Tıpkı Fatih Sultan Mehmet’in 500 yıl önce İspanya zülmünden kaçan Yahudilere kucak açtığı gibi . Diğer yandan petrolü sadece enerji kaynağı olarak değil bir kimya endüstrisi olarak görebilse ve dünyanın dev petro kimya şirketlerine özel imkanlar verebilirdi . Eğitim kalitesi düşük olmasından dolayı tekstil ve mobilyayı da stratejik bir sektör olarak görebilirdi. Elbette ki bunu Harvard’lı profesörlerin görmesi mümkün değil . Bu konuda belki de Türklerden destek alabilirdi.

Harvard’lı profesörler ve rekabet stratejisi konusunda Türkiye’nin de tecrübesi oldu. Bahsi geçen kişiler Türkiye’ye de gelip incelemeler yaptılar ve tavsiyelerde bulunup paralarını alıp gittiler. Eminiz ki Türkiye hakkında önemli bilgiler elde ettiler.  Kuşkusuz çok değerli katkıları da olmuştur.  Bizler onların ilminden tam olarak yararlanabildik mi emin değiliz. Sanırım bizim hatamız da Kaddafi kadar büyük olmasa da, bu işin ustalarından danışmanlık almış olmamıza rağmen doğru dürüst bir rekabet stretejisi belirleyememiz olsa gerek.  En azından pratikte gözüken son 5-6 yıldır yerinde saymamız bir bakıma rekabet stratejilerinde pek başarılı olmadığımız anlamına gelebilir.

 

Hasan DEMİRKIRAN

Rekabet Enstitüsü Platform Başkanı