Dünyadaki Girişimcilik Rüzgarı ve Türkiye’de “Devletçiliğin” Hortlaması !

Girişimcilik, inovasyondan sonra belki en çok konuşulan moda kelimelerden biri. Sadece Türkiye’de değil tüm dünyada . Başta Amerika olmak üzere Avrupa’da, uzak doğuda, Arap ülkelerinde ve hatta girişimciliğin en zayıf görüldüğü Rusya’da bile durum hayret verici bir şekilde yayılıyor.  Neden girişimcilik Amerika’da moda olmasın. Steve Jobs, Bill Gates, Elon Musk ve onlarca milyarder sayılabilir girişimcilikle zengin olmuş. Girişimciliği güdüleyen en büyük etki zenginlik olsa gerek tüm dünyada girişimcilik akımı çılgınlığa dönüş derecesinde artıyor.  Alibaba kurucusu Jack Ma bile yönetimi komünist, ekonomisi neredeyse liberal olan Çin’de bile girişimciliği teşvik ediyor. Tüm dünyada, özellikle üniversitelerde girişimciliği teşvik etmek için kulüpler, organizasyonlar, yarışmalar ve benzeri gibi birçok faaliyet yapılıyor. Büyük şirketler girişimciliği teşvik etmek için özel kurslar, proje yarışmaları açıyor. Girişimcilik faaliyetlerine sponsor olarak teşvik ediyorlar.

Türkiye’de girişimcilik konusunda bu modaya uyuyor elbette. Başta Büyük şirketler, devlet ve üniversiteler girişimciliği teşvik etmek için birçok eğitim, yarışma, finansal fonlar kuruyor veya teşvik ediyorlar. Girişimciliğin gerek devlet nezninde, gerek üniversitelerde ve gerekse özel sektörde teşvik edilmesi memnuniyet verici . Ama sonuçlara bakınca durum pek iç açıcı değil. Türkiye’de girişimcilik o kadar teşvik edilmesine ! rağmen işsizlik %10’nun üzerinde ki bu yüksek bir miktar. Diğer bir rakam ise İsrail bizden on kat küçük bir ülke olmasına karşın girişimcilik ile ilgili finansal fon yatırımları bizden en az on kat fazla. Diğer yandan, teknolojik veya değil dünyada kendini ispatlamış ve dünyaca tanınmış Facebook, Instagram , Google gibi bir girişim yok . Evet, belki o kadar olmasını beklemiyoruz ama Çin’den bir Alibaba.com çıkıyor da “doğuştan girişimci “olan bu vatanın evlatları neden böyle bir girişim çıkaramıyor!

Girişimcilik, aslında Anadolu topraklarında yetişen her kişinin genlerinde var. Bu belki biraz Türklerin göçebe bir millet olması ve riski göze almasından, belki Roma İmparatorluğunun yayılmacı zihniyetinden veya bu topraklarda yaşamış onlarca milletin maceracı ve ticarete meyilli genlerinden kaynaklanıyor. Bunun sosyolojik sebebini bilmiyorum. Ancak Anadolu topraklarından çıkmış Amerika’da CHOBANI yoğurt şirketini meşhur etmiş Sayın Hamdi ULUKAYA veya NASA’ya uzay aracı yapan Sierra Nevada Corporation (SNC) şirketi  kurucuları Sayın Fatih ÖZMEN ve eşi Sayın Eren ÖZMEN iyi bir başarılı örnek olarak verilebilir. Türkiye’de de elbet girişimcilik konusunda başarı hikayesine sahip olan kişiler var. Bunlardan TURKCELL’ in ilk kurucularından yer alan Sayın Mehmet Emin KARAAHMET, ÖZDİLEK Holding kurucusu Sayın Hüseyin ÖZDİLEK ve NET HOLDİNG kurucusu Sayın Besim TİBUK bunlardan sadece birkaç. Ama sayabildiğimiz maalesef 15-20 girişimciyi geçmiyor. Oysa bu topraklardan yüzlerce girişimci sayabilmeli ve bunların en az beş on tanesi dünyaca tanınmış olabilmelidir. Neden mi? Çünkü bu topraklar Roma İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğuna ev sahipliği yapmış bir ülke, birinci dünya savaşına kadar İstanbul dünya finans merkezi arasından sayılabilecek bir şehirdi, Hristiyanlığın kutsal kitabı İncil İznik te toplanmış, yine Hristiyanlık için önemli değerler olan Noel Baba’nın Akdeniz kıyılarında yaşadığı biliniyor ve Aspendos İzmir’de. Bunu, Türkiye’nin turizm merkezi olması lazım anlamında söylemiyorum. Türkiye coğrafi olarak dünyanın neredeyse merkezinden geçmiş ve çok uluslu bir toplumdu, halen öyle. Türkiye’de yaşayanların girişimci olması kadar normal bir şey yok. Anormal olan dünya çapında girişimciler çıkarmamız ve halen fakir bir ülke olmamızdır.

Kanaatimize göre Türkiye’deki girişimcilik faaliyetleri biraz moda olduğu için yapılıyor! Çünkü girişimciliğin olması için en temel unsur o ortamın olması, yani “girişimcilik atmosferinin” olmasıdır. Ne demek girişimci atmosferi; Örneğin Türkiye’de para o kadar çok olmalı ve rahat dolaşmalı ki yeni girişimlere para yatıracak ve bu paranın batmasından rahatsız olmayacak insan sayısı çok olmalıdır. Birinci sebep Türkiye’de para az. Bunun birçok sebebi var; faizlerin yüksekliği, güven ortamının azalması vs. İkinci sebep bürokrasinin zorluğu ve vergilerin yüksekliği. Üçüncüsü de gerçek anlamda serbest Pazar ekonomisinin uygulanamaması. Buna örnek olarak Uber ‘in Türkiye’ye girmesi en çok taksiciler tarafından engelleniyor. Taksicilerin “ekmek parasının” sekteye uğramaması bakımından düşününce sanki taksiciler haklı gibi. Ama bir taksi plakası almak İstanbul’da neredeyse 2.000.000 TL’yi buluyor. Bu parayı muhtemelen taksici esnafı değil de parasını değerlendirmek isteyen yatırımcılar olduğunu düşünürsek taksi sektörüne girebilmek serbest değil en az 2 milyon giriş parası vermek lazım. Belki de üçüncü bir neden olarak eğitim seviyesinin düşük olması ve bilgiye ulaşımın kolay olmamasıdır denebilir. Elbette ki bunlar en başta gelen sebeplerdir.

Türkiye’de girişimciliğin arzu edilen başarıyı yakalayamamasının kaynağı girişimcilik atmosferinin olmamasının sebeplerinden “paranın az” olması sorununu n çözümü için devlet girişimciliği teşvik eden çeşitli fonlar oluşturmuştur. Bunlar daha çok KOSGEB ve TUBITAK fonlarıdır. Bu fonlar, iyi niyetle kurulmuş devlet kurumlarının fonlarıdır. Ancak unutulmamalıdır ki “FACEBOOK” Amerika’nın KOSGEB’i ile değil özel sermayeler (VENTURE CAPITAL) büyümüştür. KOSGEB ve TUBITAK gibi kurumlar iyi niyetle kurulmuş olsalar da bunların aşırı öne çıkarılması kanaatimize göre zararlıdır. Birincisi bu fonlar ellerine verilen 100 birim bütçenin ortalama 30-40 birimini kendileri için, yani bina, eşya, araba ve maaşlara harcamaktadırlar. İkincisi sanayi, ticaret ve girişimcilik çevrelerini sadece bu kurumlarla kalkındırmak demek insanları bu kurumlara bağımlı kılmaktadır. Bu bağımlılık bu kurumların önemini arttırmakta, dolayısı ile bu kurumların büyüklüğünü de arttırmaktadır. Bu da devletin bu ve benzeri kurumların giderlerini karşılamak için vergileri yükseltmek durumunda kalmaktadır. Vergilerin yükselmesi ise bırakın normal girişimciliği teşvik etmeyi var olan işletmeleri bile yurt dışına kaçmaya itmektedir.

Gençler arasında girişimciliğe ilgi duyanlara bakıldığında genel göre oranı oldukça düşüktür. Her sene devlet kurumlarında iş bulabilmek için sınavlara (KPSS) girenlerin sayısı gittikçe artmaktadır. Neden ? Elbette ki güvence için. Neden genç bir insan girişimciliği tercih etsin de parasız pulsuz, veya ilk girişim parasını bulsa bile iş kursun. İş kurduğu gibi, Bağ-Kur’dur, SGK’dır, stopaj vergisidir vs. vergileri kâr yapmasa da versin. Onun yerine bir devlet kurumuna girsin, atılma riski neredeyse çok düşün olsun, eline de biraz para geçsin ve geçinip gitsin. Bu basit düşünce, yaygın bir şekilde gençlerin kafasını meşgul ediyor. Çünkü riske girmek demek parasız olmak, aç kalmak demek. Bunu da göze alamıyorlar.

Türkiye’de sadece işsizliği azalmak için değil, Türkiye’nin kalkınması için girişimciliğin artması gerekir. Bu gençlerin oluşturduğu yeni girişimciler için de birkaç darbe almış eski girişimciler için de geçerlidir. Girişimciliği artması için Türkiye’de ki faiz oranlarının düşmesi, güvenliğin sağlanması, her kes için ama her kes için girişimciler için de maceracılar için de özgürlüklerin arttırılması ve nihayetinde vergilerin ve bürokrasinin azaltılmasıdır. Bu politikalar için kuşkusuz gittikçe artan devletçi politikalardan vazgeçilmesi gereklidir. Devletin düzenleyici ve koordine edici olması gerekir. Her şeyin devlet tarafından sağlanması demek  devlet dairelerinin , devlet memurlarının ve makam araçlarının artması, yani KPSS ye girecek yeni mezunların sayısının artması, yani vergilerin artması demektir. Eğer bundan şikayetçi isek değişim başlamış demektir. Şikayetçi değilsek kara taşıtlarından alınan %60’ın üzerindeki vergilerden, petrol yakıtından alınan %70’in üzerindeki vergilerden, çalışanlardan alınan %50’ye yakın vergilerden rahatsız olmamamız ve fakirliğe razı olmamız gerekir.

Hasan DEMIRKIRAN